FacebookTwitter

Rus Edebiyatı’nın Altın Dönemi


10 Ağustos 2013

Share On GoogleShare On FacebookShare On Twitter

“Serfliği tepeden bitirmek, onun kendini tabandan bitirmesini beklemekten iyidir.”
Rus Çarı II’nci Aleksandr

Her ne kadar siyasi olaylar ve iç karışıklıklar açısından zorlayıcı bir dönem olsa da, 19′uncu yüzyıl Rus Edebiyatı’nın Altın Dönemi olarak görülür.
Bunun şüphesiz pek çok sebebi var ve bu sebeplerin başında da Rus İmparatorluğu’nun sınırları genişletikçe yaşam tarzları farklı olan yazarların ortaya çıkması. 19′uncu yüzyıla kadar genel anlamda gelişmekte olan sanat, bu yüzyılda önemli eserler, bir nevi güzel meyveler vermeye başlamıştır. Bu yüzyılda doğan yazarların edebiyatın tüm çağları için çok önemli isimlere dönüşecek olması ise tüm bunların cabasıdır.
19′uncu yüzyıl Rus Edebiyatı’nda pek çok farklı formlarda intihar işlenir. Kadın ve erkeğe farklı gözlerle bakılan ve farklı biçimde davranılan kültürün façetalarından biri haline gelen intihar için toplumun kuralları bellidir. Kadın, erkek gibi, soylu sebeplerle kahramanvari bir intihar yaşayamaz. Toplum intihar eden kadını yüksek sebeplere sahip ya da bir şehit olarak nitelemez; o aşk gibi kuvvetli bir duyguya yenik düşen, kendisini kendinden koruyacak güçlü bir erkek olmadığı için kendini çevreleyen toplumdan kaçmıştır. Pek çok kadın roman kahramanı o dönemde Rus hayat tarzından ziyade batılı bir yaşama sahip olan St. Petersburg’un sosyal hayatının kurbanı olarak resmedilmiştir.

Aleksandr Puşkin

Aleksandr Puşkin

Puşkin’in İmzası

6 Haziran 1799 yılında doğan ve Modern Rus Edebiyatı’nın kurucusu, en büyük Rus şairi kabul edilen Aleksandr Sergeyeviç Puşkin hayata gözlerini yumduğunda 38 yaşındaydı ve takvim 29 Ocak 1837′i gösteriyordu.
Soylu bir Rus ailesine mensup olarak doğan Puşkin ilk şiirini yayımladığında 15 yaşındaydı. Tsarskoye Selo Lyceum’da aldığı eğitimini tamamladığında ise ülkesinin edebi çevrelerinde geniş anlamda tanınmaya başlamıştı bile.
Çarlık Rejimi tarafından yasaklandığı dönemde ise en başarılı tiyatro oyunu olan Boris Godunov dramasıyla birlikte manzum şeklinde kaleme aldığı hikayesi Eugene Onegin’i yazdı.
Gururu söz konusu olduğunda hassas olmasıyla bilinen yazar, toplamda 29 düello yapmış, en sonunda Georges-Charles de Heeckeren d’Anthès adlı bir Fransız askeriyle yaptığı dövüş sırasında ölümcül bir şekilde yaralanmıştır.
Puşkin kendine göre çok haklıdır. D’Anthès, yazarın karısı Natalya Puşkina’yı baştan çıkarmaya çalışmıştır! 38 yaşında, çok erken vefat eden Puşkin’in ölümü bugün hala Rus Edebiyatı için bir felaket olarak kabul edilmektedir.
Yapıtlarının hemen hepsi eleştirmenler tarafından başyapıt olarak kabul edilen Puşkin’in iki şiiri kendi skalası için bile çok özeldir. Bunlardan biri Медный Всадник (Mednyi Vsadnik – Bakır Atlı) adlı şiiri ile Don Juan’ın düşüşünü anlatan drama türündeki tiyatro oyunu Каменный гость(Kamenny gos – Taş Misafir)’dir.
Modern Rus Edebiyatı’nın kurucusu olması bir yana Puşkin her uyruktan pek çok yazarı etkilemiş, hala pek çoğuna esin kaynağı olmaya devam etmektedir.

Nikolay Gogol

Gogol'un İmzası

Gogol’un İmzası

Nikolay Vasilyeviç Gogol kendi çağdaşları tarafından, Rus Edebiyatı’nın ana akımı kabul edilen gerçekçiliğin kilometre taşlarından biri olarak kabul edilir. Ukrayna doğumlu Rus romancı Gogol aynı zamanda pek çok drama oyunla birlikte kısa hikaye de yazmıştır.
Kendi zamanından sonraki eleştirmenler tarafından eserlerinde romantizm hassaslığı bulunduğunun altı çizilen, 1852 yılında 42 yaşında vefat eden Gogol’un yazılarında grotesk bir havayla birlikte gerçeküstücülük izleri de görülmektedir.
Gogol’un tanıştığı ilk günden itibaren Pushkin ile çok yakın bir dostluk kurduğu bilinmektedir. Öyle ki; yaşadığı dönemin İlahi Komedya’sı olmasını planladığı bir üçlemenin ilk kitabı olan Ölü Canlar’ı(Мёртвые души – Myortvyje dushi) yazarken Pushkin’in ölüm haberini aldığında yıkılır.
Basıldığı döneme kadar, Rus dilinde yazılmış düzyazı örneklerinin en iyisi kabul edilen Ölü Canlar, Gogol’un planladığı İlahi Komedya’nın Cehennem bölümüdür. Onu, günahlardan arınmanın anlatılacağı Araf’ın izlemesine karar vermiştir.
Ne yazık ki, bu kararı gerçekleştiremedi.
Hayatının son yıllarında kendini aşırı derecede dine adayan Gogol, 24 Şubat 1852 akşamı aralarında Ölü Canlar’ın devamı olacak çalışmasının büyük bir kısmının da bulunduğu el yazmalarını yaktı. Bunu şeytanın yaptığı bir şaka olarak açıklayan yazar o gece yatağına uzandı. Dokuz gün boyunca hiçbir şekilde oradan kalkmadı ve yemek yemedi. Dokuzuncu günün akşamı ise öldü.

Fyodor Dostoyevsky

Fyodor Dostoyevsky

Dostoyevsky’nin İmzası

19′uncu yüzyılın sosyal, ruhsal ve politik anlamda zorlu döneminde yaşayan insanların psikolojilerini anlatmayı seçen Dostoyevsky yazma 1840′lı yılların ortalarında başladı. Kariyerinin önemli eserleri olarak kabul edilen Suç ve Ceza(Преступлéние и наказáние Prestupleniye i nakazaniye) ile Karamazov Kardeşler(Братья Карамазовы Brat’ya Karamazovy) olgunluk dönemi eserleridir. Toplamda 11 roman, üç novella, 17 kısa öykü ve üç deneme yazan Dostoyevsky pek çok eleştirmenin gözünde edebiyat dünyasının en başarılı psikoloğudur.
Karakterlerinin kukla vari olduğu konusunda aldığı eleştirilere rağmen, Dostoyevsky çağdaşı Tolstoy ile birlikte Rus Edebiyatı’nın Altın Dönemi kabul edilen 19′uncu yüzyılın en başarılı ismidir. İlk kitabı İnsancıklar(Бедные люди Bednye Lyudi) basıldığı andan itibaren, bazı kötü eleştirilerin haricinde, dönemin edebiyat eleştirmenleri tarafından yükselen bir değer olarak görülmüştür.

Leo Tolstoy

Leo Tolstoy

Tolstoy’un İmzası

Her ne kadar hayatının ilerleyen dönemlerinde oyunlar ve denemeler yazmış olsa da, Leo Nikolayeviç Tolstoy, ya da bizim bildiğimiz adıyla Leo Tolstoy romanları ve kısa öyküleriyle hatırlanır. Çalışmalarında 1870′lerin ahlak ve estetik konularındaki katı tutumlarının izi görülen yazarın yaratıcılığının dipsiz kuyularından biri karışık ve paradokslarla dolu karakteriydi.
Çağdaşları tarafından da övgüyle bahsedilen Tolstoy; Fyodor Dostoyevsky’nin gözünde o güne dek yaşamış romancıların en büyüğü, Gustave Flaubert için büyük bir sanatçı ve psikolog, kendisini sık sık ziyaret eden Anton Chekhov için ise okuma zevkinin doruk noktasıdır.
Yapıtları için feminist ya da kadın hakları savunucu diyemesek de, çağdaşı olmayan ve yazarla asla tanışmayan Virginia Woolf da Tolstoy’dan etkilendiğini pek çok kez dile getirmiştir. Woolf’a göre tüm zamanların en büyük yazarı olan Tolstoy’un n gözde eserleri arasında elbette Savaş ve Barış, Anna Karenina ve Hacı Murat yer alıyor.
9 Eylül 1828′de hayata gelen Tolstoy, 1910 yılında 82 yaşında pneumonia sebebiyle öldü. Çağdaşı olan meslektaşlarının aksine intiharı seçmeyen yazarın hastalığı kapmasının sebebi Astapovo’daki tren istasyonunda hali hazırda soğuk algınlığına yakalanmışken beklediği trenlerdir. İşin rastlantısal yanı ise, Tolstoy ailesini ve servetini kendisini dine adamak için terk ettikten birkaç gün sonra vefat etmiş olmasıdır. Bu hayal, yıllar boyunca yazarın peşini asla bırakmamıştır.

Anton Çehov

Anton Çehov

Çehov’un İmzası

Yazar olmanın yanı sıra bir fizisyen de olan Anton Pavloviç Çehov “Tıp benim sadık karım, edebiyat ise metresimdir” diyerek hayatının iki önemli aşkını nasıl konumlandırdığını gözler önüne sermekten çekinmemiştir. İnsanlık tarihinin en başarılı kısa öykü yazarlarından kabul edilen Chekhov’un kariyeri dört klasik esere ve eleştirmenler tarafından yüceltilen pek çok kısa öyküye ev sahipliği yapmıştır.
Ölümünden bir kaç ay önce kendisi gibi yazar olan Ivan Bunin’e insanların yazdıklarını o öldükten sonra yedi ya da yedi buçuk yıl daha okuyacaklarını, fakat bunun iyi bir şey olduğunu zira kendisinin sadece yaşayacak altı yılı kaldığını söylemiş ve yanılmıştır. Hem şansına hem şanssızlığına yorulabilecek bu yanılma Çehov’un edebiyat konu olduğunda her zaman mütevazi olan yapısını gözler önüne seriyor.
Çehov’un ölümü edebiyat tarihinin en önemli sahnelerinden biri haline gelmiş, pek çok kez baştan anlatılmış ve kurgulaştırılmıştır. Raymond Carver’ın Errand’ı bunlardan sadece biri olmakla birlikte en bilineni ve başarılı olanıdır. 1908 yılında ise karısı Olga, kocasının son anlarını şu satırlarla betimlemiştir:

Anton alışılmadık bir biçimde dik oturdu ve yüksek ve anlaşılır bir sesle (her ne kadar neredeyse hiç Almanca bilmiyor olsa da) “Ich sterbe” dedi. Doktor onu sakinleştirip ona bir doz camphor enjekte etti ve şampanya istedi. Anton dolu bir bardağı aldı, inceledi bana gülümsedi ve “Şampanya içeli uzun zaman olmuştu” dedi. Onu içti ve yatmayı tercih ettiği sol tarafa sessizce uzandı ve benim yatağa koşup ona sarılıp adını haykırmama fırsat bırakmadan nefes almayı bıraktı ve bir çocuk gibi huzurla uykuya daldı.